| |
(villi). 1. Barsağın içindeki ufak çıkıntılardan bir,itümör; 2.Kılsı çıkıntı. |
villus |
 |
|
| |
| |
(viscera). İçorgan, bağır, gövdenin içindeki herhangi bir organ, visser. |
viscus |
 |
|
| |
| |
1 yumuşak doku kesmeye yarayan bıçak benzeri el aleti.; 2. Parmağı kan almak için delmekte kullanılan kesici alet. |
lancet |
 |
| a surgical knife that is small, pointed and double edged |
| |
| |
1. Avuç içindeki lop etlerden biri; 2. Mikroskopla bakılacak şeyi içinde tutan cam levhacıklar, lam ve lamel; 3. Lamları mikroskopta incelenebilir hale getirmek. |
mount |
 |
|
| |
| |
1. Baskı yapıcı, sıkıştırıcı; 2. kan kaybını önlemek için damar üzerine baskı yapıcı alet. |
compressor |
 |
|
| |
| |
1. Bir cisme şekil kazandırma, kalıp aracılığıyla belli bir biçim verme; 2. Doğum seyrinde fetüs başının doğum kanalının şekil ve hacmına uyabilmek içinkafa kemiklerinin aralarındaki esnek kıkırdak doku sayesinde birbirne yaklaşması, hatta 0,5 cm kadar bi |
molding |
 |
| shaping. |
| |
| |
1. Bir doku veya yüzeyin içine işleme, etki etme.; 2. Bir merceğin odak derinliği. |
penatration |
 |
|
| |
| |
1. bir kap, kılıf içinde organın en dış tabakası.; 2. Beynin gri maddeden oluşan en dış tabakası. |
cortex |
 |
| the outer layer of an organ or other structure. |
| |
| |
1. Bir maddenin toz haline indirgenmesi. 2. Bir bileşiğin içindeki buharlaşabilir maddeleri ısı ile uçurma işlemi |
calcination |
 |
| a process of removing water by heat; used in the manufacture of plaster and stone from gypsum. |
| |
| |
1. Boru içinden geçen sıvının akış hızını ölçen alet; 2. Damardan geçen kanın akış hızını ölçen alet. |
flowmeter |
 |
| physical device for measuring the rate of flow of a gas or liquid. |
| |
| |
1. Bükme, burma, bükülme, burkulma, dönme (uzunluğuna mihver üzerinde), torsiyon; 2. Ameliyattan sonra kan akıntısını durdurmak için bir dmarın kesik ucunu bükme. |
torsion |
 |
| in dentistry the twisting of a tooth on its long axis. Also, the loading of a wire by twisting it along its long axis. |
| |
| |
1. Büyüme halindeki kemiğin içinde kemik dokusunu yiyerek iç boşlukları meydana getiren çok nüveli iri hücrelerden biri; 2. Sakatlığı tedavi maksadiyle kemik kırma ameliyesinde kullanılan alet, osteoklast. |
osteoclast |
 |
| 1. a large, multinucleated giant cell associated with the resorption of bone; the nuclei resemble the nuclei of the osteoblasts and osteocytes; the cytoplasm is often foamy, and the cell frequently has branching processes. Osteoclasts may arise from stromal cells of the bone marrow. They may represent fused osteoblasts or may include fused osteocytes liberated from resorbing bone. They are usually found in close relationship to the resorption of bone and frequently lie in grooves (Howship's lacunae). 2. a large, multinucleated cell associated with the resorption of bone. Seen in irregular concavities within marginal areas of bone undergoing resorption. |
| |
| |
1. Crile metodu (lokal anestezinin umumi anestezi ile iştirak ettirilmesi); 2. Cerrahide şoku önlemek için zerk ve inhalasyon usullerini bir arada kullanarak şahısta tam bir analjezi meydana getirme. |
anociassociation |
 |
| the blocking of neuroses, fear, pain, and harmful influences or associations to prevent shock. |
| |
| |
1. Damlamak, damlalar halinde düşmek; 2. Damla damla akıtmak (Damar v.s. içine). |
drip |
 |
| the continuous slow intravenous introduction of fluid containing nutrients or drugs. |
| |
| |
1. Dirseklenme; 2. Barsak dirseklenmesi; 3. bükülme, özellikle bazı kırıklardan sonraki iltihaplarda, uzunlamasına normal eksenden uzaklığı anlatmak için kullanılan deyim. |
angulation |
 |
|
| |
| |
1. Doğum esnasında rahimde ölen çocuğu çıkarmak için onun başına yapılan ameliyat; 2. Kafatası teşrihi, kranyotomi. |
craniotomy |
 |
| any surgical opening into the skull, performed to relieve intracranial pressure, to control bleeding, or to remove a tumor. |
| |
| |
1. Dokuların içinde anormal olarak meydana gelmiş olan ufak sertçe kitleler; 2. Yaraların içinde oluşan ve onların iyileşmesini sağlayan ufak, yuvarlak, ete benzer kitleler, granülasyon, taneciklenme, granulatio. |
granulation |
 |
| the formation of new tissue and blood vessels in wound healing |
| |
| |
1. Epitel hücreleri içinde; 2. Epitel hücreleri arasında. |
intra-epithelial |
 |
|
| |
| |
1. Hastayı tedavi için hastaneye kaldırma (yatırma); 2. Hastanede loğusalık müddeti. |
hospitalization |
 |
|
| |
| |
1. Havayı içine çeken; 2. İçine doğru soluk çekme; 3. Solukla içeriye çekilen ilaç. |
inhalant |
 |
| a medicine to be inhaled. |
| |